Anormal Davranış Nedir?

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün biraz anormalin ne olduğunu anlatmak istiyorum size. Klinik psikoloji de ismi Anormallik Psikolojisi diye geçer. Biz bu anormalliği neler belirliyor? Kriteri ve ölçütü nelerdir? Bunun üzerine konuşmaya gideceğim. Normallik psikolojisi dediğim şey aslında anormal davranışları inceleyen bir bilim dalıdır.
Bozulmuş alışkanlıklar, düşünceler ya da dürtülerin kökenleri kendini gösterme biçimleri ve tedavileriyle ilgilenir. Bunların nedenleri çevresel, bilişsel, genetik ya da nörolojik olabilir.
Anormallik psikolojisiyle uğraşan uzmanlar yani klinik psikolojiyle uğraşan uzmanlar aslında bir durumu değerlendirmek, teşhis koymak ve tedavi sürecini belirlemekle ilgilenirler. Dolayısıyla bunlar kaygı bozuklukları, işte Fobiler, travma sonrası stres bozuklukları, duygu durumu bozuklukları, bipolar gibi çokça telaffuz ettiğimiz, madde kullanım bozuklukları, alkol, internet de olabilir, diğer uyuşturucu maddeler olabilir.
Ya da şizofreni gibi daha patolojik, daha psikotik sorunlarla hem ilgilenen, hem bu konuda uzmanlaşmış bilim insanları ve aynı zamanda pratisyenlerdir. Dolayısıyla klinik psikoloji, psikoloji alanında en merkezi görevi üstlenir.
En önemli yeri tutan kısmı aslında klinik psikolojidir. Peki anormalliği nasıl tanımlayacağız? Konu bu olduğu zaman çok tartışmalı bir noktaya kadar gidebiliyor. Diğer insanların tuhaf davranışlarını, tuhaf yaklaşımlarını, tuhaf düşüncelerini fark etmek biraz kolaydır. Ancak
Bunun anormal olup olmadığını söylemek o kadar kolay değil. Bazen biz kolaya kaçabiliyoruz. Mesela anormali belirleyen şey nedir dediğimde, anormali belirleyen şey benim deriz aslında bir yerde. Çünkü benim yaptıklarım normal, başkalarının yaptıkları anormal olur.
Benim yaptıklarımı normal görmeye daha meyilliyimdir. Başkalarının yaptıklarını anormal görmeye meyilliyimdir. İşte bu benler toplum içerisinde yani ben gibi düşünenler çoğunluktaysa bu ben gibi düşünenlerin söyledikleri normal, benim dışında kalanlar azınlıkların söyledikleriyse anormal diye tanımlanabilir bazen. Bunu bilimsel araçlarla test ederiz. Neyin normal olduğunu, neyin anormal olduğunu daha bilimsel yaklaşımla ele almaya çalışırız. Ancak bu da zamanla, kültürle direkt olarak etkileşim içerisindedir. Eşcinsellik daha önceden bir bozukluk olarak görülürken, anormallik olarak görülürken, şu an anormallik olarak görülmüyor. Bu da zaman içerisinde bazı anormal dediğimiz şeylerin
Zamanla normal olabileceğini gösteriyor. Yani yanlış tanım yaptığımızı gösteriyor. Bilim zaten böyle bir şey. Yanlışlanabilir bir aktivitedir. Dolayısıyla anormal olmak normalden uzaklaşmak demektir
normlara uygun olandan uzaklaşmak. Bir boynuzun çok uzun olması ya da çok kısa olması mesela. Normalden aykırısınızdır. Çok zeki olmanız ya da aşırı derecede zekanızın düşük olması.
Sizi normalin dışına taşır. Dolayısıyla anormal olmaya başlarsınız. Einstein aslında anormal. Michelangelo, Shakespeare bir sürü insan sayabilirsiniz Anormal diyebileceğimiz. Neden? Çünkü normalin dışındadırlar.
Normalin dışında üretirler. Normalin dışında zihinleri çalışır ve normalin dışında hayatı yorumlarlar. Ancak klinik psikolojik açıdan bakarsak anormalliğe, burada kişinin yaşadığı sorun önemli.
Kişi sosyallikten uzaklaştıracak, kişinin stres seviyesini, kaygısını arttıracak eylemlerde bulunması anormalliğe tanımlanır. Kişinin davranışı akıl dışıysa, kendine ya da başkalarına zarar verme potansiyeli taşıyorsa buna anormal deme ihtimalimiz daha yüksektir. Biz psikologlar olarak buna psikopatoloji derken diğer insanlar için bu aklını kaçırmak, delilik falandır. Biliyorum normal ve anormal arasındaki sınırı net bir şekilde çizmeyi hepimiz istiyoruz. Bir netlik arayışı içerisindeyiz. Ancak bu netliği çok da kesin bir şekilde belirleyemiyoruz. Çünkü anormal dediğimiz şey an içerisinde anormal kabul edilip tarih ve kültür açısından değerlendirildiğinde normal olarak değerlendirilebiliyor.
Örneğini vermiştim. Daha bir çok örnek verilebilir buna. Örneğin mastürbasyon on dokuzuncu yüzyılın başlarında anormal sayılan bir şeydi. Sosyoekonomik konumunuz, ırkınız hatta cinsiyetiniz bile
Anormalliği belirlerken önemli kriterlerdir. Örneğin anoreksiya, bulimia, kaygı bozuklukları, kadınlarda daha çok görülürken, maddeyle alakalı bozukluklar, madde kullanım bozuklukları, erkeklerde daha çok görülüyor.
Buradaki normal ve anormal cinsiyete göre değişebiliyor dolayısıyla. Sosyoekonomik durum demiştim mesela. Birçok çalışmada gösterildi ki yoksullarda şizofreni tanısı olasılığı zenginlerdekinden daha yüksektir.
Amerikalı çocuklarda aşırı kontrol bozukluğuna göre yetersiz kontrol bozukluğu daha sıktır. Ancak Batı Hint adalarında bu tam tersidir. İlk çağlarda, ilk zamanlarda delileri şu an akıl dışı dediğimiz kişileri ya da patolojik açıdan bizlerin tanı koyduğu kişilerin, ruhları ele geçirilen, içine şeytan giren, kafasına beynine cadı yerleşen, içine cin kaçmış kişiler olarak tanımlıyorlardı. Anormalliğin tanımı bu şekilde yapılıyordu. Ya da animalizme inanan insanlar hayvanlara benzediğimizi düşünen topluluğa göre İnsan bir çeşit regresyon yaşıyordu. Gerileme yaşıyordu. Daha hayvansı olmaya başlıyordu. Dolayısıyla anormal davranışlar sergiliyordu. Eski Yunanlılar Anormal davranışları bedendeki sıvıların dengesizliğiyle açıklıyorlardı. Ki bunu eski İslam medeniyetleri de benzer bir şekilde açıklamışlardı. Bedende bulunan üç dört tane sıvının dengelerinin bozulması. Ancak sonuç olarak o toplumlarda deliliğin ya da akıl dışı davranışların tedavisi tecrit etmekti hastayı ya da cezalandırmaktı. O insanları bu şekilde tedavi edebileceklerini düşünüyorlardı. Tecrit ederek. Belki toplumdan soyutlayarak. 19. yüzyıla kadar gerçek anlamda bir tedaviden söz etmek mümkün değildi.

Peki günümüzde psikoloji, anormalliği belirlerken hangi ölçütleri kullanıyor?

Buna bakacak olursak dört tane temel ölçüt dikkatimizi çekiyor. Bunlar İngilizcesiyle 4D olarak açıklanıyor. Yani sıkıntı, sapma, işlev bozukluğu ve tehlike. Bu dördüne göre, bu dördündeki azlık ve çokluğa göre anormalliği belirliyoruz.
Yani anormal diyebilmemiz için bireyin burada bir ızdırabı söz konusu. Bir acı çekmesi, bir şikayeti, ya başkasına ya kendisine zarar vermesi. Bir işlev bozukluğu, bir sapma, normalin dışında hareketler sergilemesi.
Sıkıntılı hissetmesi gerekiyordu. Dolayısıyla kriterlerden birisi uyum. Yani diğer insanlarla ilişkileriniz geleceğe yönelik planlar yapmak, günlük yaşantınızı sürdürebilmek, yaşamın gerekliliklerini yerine getirebilmek. Bunları yapamadığınızda kötü uyum sergilemiş oluyorsunuz.
Yani uyumsuz oluyorsunuz. Bu da sizi anormal yapmaya başlıyor. Anormal olarak tanımlamamıza sebep oluyor. Çok yaygın bir başka ölçütte fiziksel Sosyal ya da ruhani olarak bir şeylerin gerçekliğine inanmak, inanmamak, kabul etmek, etmemek, daha çok gerçek dışı düşünmek. İrrasyonalite, usdışılık, akıl dışılık, tanrılar, halüsinasyonlar yada Olmayan bir şeyi varmış gibi görmek. Anormal kişiler dışarıdaki insanlar tarafından farklı etiketlenebilirler. Anormal davranışlarda bulundukları için ya da anormal düşüncelere sahip oldukları için ancak genelde davranışlarını ve düşüncelerini kontrol edemeyen kesimlerden anormal insanları görmeye başlarız. Yani kişi bunu isteyerek yapmaz. Bu davranışları veya sanrısını, halüsinasyonunu bilerek yapmaz. Elinde olmadan bu durumu kontrol etmeden sergilemeye ve bizlerle paylaşmaya başlar
Tabii anormalliğin sadece bu boyutları yok. Mesela ahlaki boyutu da var anormalliğin. Kurallara uymamak, kuralları ihlal etmek, var olan değerlere saygısızlık, değerleri tanımamak, çiğnemek, sosyal normların tanınmaması gibi birçok şeyden bahsedilebilir. Yani anormalliğin bu boyutları da var. Anormallikle ilgili bir diğer ölçüt de diğer insanların sergilenen davranışlardan ya da söylenen düşüncelerden dolayı huzursuz olması. Bu da bir ölçüt. Toplumu huzursuz eden şeyler anormal olarak kabul edilebiliyor. Kişiler anormallikten, anormal olmaktan yakınabilirler. Şikayet edebilirler. Huzursuz olduklarını söyleyebilirler.
Anormal kişilerden nefret edebilirler. Ancak bunları yaparken normalin ne olduğunu belki hiç o kadar düşünmemişlerdir. Normalin ne olduğunu, neyin normali belirlediğini belki hiç hayallerine bile getirmediler.
Ancak anormal denilen şeyi kolayca belirleyip, kolayca yargılayıp, kolayca eleştirdiler. Bir sürü kavram sorunu yaşıyoruz burada. Anormal teriminin, anormal kavramının açıklamaları karşılığı kesinlikle tam net bir noktada kalmıyor ve sorunlu olduğu da. Bütün anormallik tanımlarının sorunlu olduğu aslında aşikar. Hepsi bir yerde bir belirsizliğe itiyor olayı. Kesin çizgiler çizemiyor.
Sağlıksız bir toplumda düşüncelerinin, davranışlarının anormal dediğimiz şekilde, yani insanların birbirine zarar vereceği şekilde sergilendiği bir yerde sağlıklı olduğunuz nokta, sizin aslında anormal olduğunuz noktadır. Bütün toplum sağlıksız ya da toplumun çoğu sağlıksız ve sadece siz sağlıklıysanız anormal olan siz olursunuz. Toplumların kendi dar inanç ve davranış standartlarına boyun eğmeyen kişilere karşı pek de tahammüllü davrandıklarını söyleyemeyiz. Oldukça tahammülsüz olmuşlardır. Tarih boyunca kendi standartlarımız, doğrularımız, değerlerimiz vardır. Buna aykırı sesleri bastırmaya çalışırız, yok etmeye çalışırız.
Burada normal anormali belirleyen tek şey, bizim standartlarımız olmaya başlar. Psikolojide bile bir sürü anormallik ölçütü belirlesek de 4D’den bahsetmiştim. Bunlar bile zaman zaman fikir ayrılıklarına sebep olabiliyor.

Bir diğer faktör de Aktör gözlemci anılığı. Biz psikiyatrist olabiliriz mesela çok bilgimiz de olabilir. Ancak biz bir danışanı tanımlarken tanı koyarken, teşhis koyarken gözlemciyizdir. Konu kendimiz olunca
Aktör olmaya başlarız ve aktörler genelde kendilerini normal görme eğilimindedirler. Anormal görmezler. Anormal insanlar bile bu teşhisi tanıya alanlar bile çoğu zaman kendilerini normal toplumu anormal görmeye başlar ki birçok psikopat mülakatında, sosyopat mülakatında, seri katillerle yapılan mülakatları izlerseniz ki bunlar internet de çokça var. Kendi yaptıklarını, kendi davranışlarını haklı çıkaracak açıklamalarda bulunurlar ve bunun normal olduğunu, dolayısıyla suçlu olmadıklarını söylemeye çalışırlar.
Ya bu noktada bile suçlu olmadıklarını, hatta bazen daha fazla insan öldürmem gerektiğini düşünüyorum. Böyle olsaydı daha iyi hissederdim ve daha normal olurdu her şey demeye bile çalışabiliyor.
Kendimiz hakkında en çok bilgiyi yine kendimiz bilebiliriz. Ancak kendimize teşhis ve tanı koymanın çok fazla tehlikeleri var. Çok fazla riskli bir şey. Kendi yaptığımız davranışı bir başkası sergilediğinde
Olumsuz bir etiket yapıştırıyorken kendimizi haklı çıkarabiliyoruz. O davranışı sergilediğimiz için. Olumsuz bir şeydir. Biliyoruz o an. Ancak o olumsuz davranışı sergilememizin bir sebebi, geçerli bir sebebi olduğunu düşünüyoruz. Ancak karşı tarafı hiç de öyle düşünmüyoruz.
Kolaylıkla olumsuz bir etiket, yapıştırıp yaftalayabiliyoruz. Kişiler bazı noktalarda kendine tanı koymayı tercih edebilir. Özellikle bilgi sahibi oldukça patoloji hakkında psikolojik rahatsızlıklar hakkında bilgi sahibi oldukça kendi davranışlarını daha iyi fark ettikleri için tanı koymaya meyilli olabiliyorlar. Özellikle psikolojiyle ilgilenen insanlar psikolojik problemleri okuduğunda araştırdığında aaa bende bipolar var sanki. Bende var. Ben paranoid bozukluğuna mı sahibim diyebiliyorlar. Normalde bu bilgiye sahip olmayan insanlar belki gerçekten de bir kişilik bozukluğuna sahip. Ancak bunu okuduğu zaman fark edebiliyor. Onu okumadığında başkalarının ona yönelttiği teşhis ya da tanıları kabul etmeyebiliyor.
Hayır bende öyle bir şey yok diyebiliyor. Kendini normal görebiliyor. Ancak bu süreci kendi yaşadığı zaman kendine teşhis ve tanı koymada daha rahat hissedebiliyor kendini. Belki başka insanların tanı ve teşhis koyması onu çok rahatsız ediyordu. O yüzden kabul etmek istemiyordu. Ancak bu noktada kendine teşhis ve tanı koymasını da bekleyemezsiniz. Bunu hiçbir zaman koymayadabilir.
Dolayısıyla yine bir şekilde bir gözlemcinin teşhis ve tanı koyması gerekiyor. Kişinin kendine teşhis ve tanı koyması uygun bir yaklaşım değil. Konuyu burada bitirmek istiyorum. Anormallikle alakalı çok fazla konuşulabilir. Çok elde tutulabilecek bir kavram değil. Zaman içerisinde, kültür etkisiyle, ırkınıza göre, değerinize göre, gelenek göreneklerinize göre değişebilen bir kavram. Dolayısıyla psikolojinin içinde bile değişebilen bir kavram.
Aynı şekilde bilimsel yaklaşımla ele almaya çalıştığınızda ne kadar çok ölçüt koyarsanız koyun gri alanların çokça kaldığı bir kavram. Dolayısıyla bunun üzerine çokça konuşulabilir. Ben burada bitirmek istiyorum. Konuyla alakalı sorularınız ya da bu anlattıklarımın üzerine eleştirileriniz ya da yorumlarınız olursa yorumlar kısmında paylaşmayı unutmayın. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Anormal Davranış Nedir?

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Giriş Yap

Beylerbeyi Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin